Diyabet olduğunuzu öğrendiğinizde kendinizi nasıl hissettiniz?
Duygularınız fazla inişli çıkışlı olabilir. Tabii ki nasıl tepancak verdiğiniz, bir ölçüde olayların ne dek ani geliştiğine bağlıdır, oysa tanıya ve diyabetle yaşamaya verdiğiniz tepkileri etkileyen böylece çok diğer faktör de bulunmaktadır. Bu faktörler, kişinin herhangi bir zamanda nasıl bir tepki vereceğinin evvelden varsayım edilmesini zorlaştırır.
Diyabet tanısı konulmadan önce sorunlarınızla nasıl başa çıkıyordunuz? genellikle teşebbüs tarzınız neydi? Ağırbaşlı mi yahut sinirli miydiniz? Israrcı mıydınız yahut kolay mı vazgeçiyordunuz?
Günlük hayatta karşılaştığınız sorunlan çözme tarzınız, diyabet ve tedavisine dair yaklaşımınızı belirler. Duygusal açıdan nasıl tepki vereceğiniz, yaşınızla da yakından alakalidir. Diyabet öncesi genel fiziksel sağlığınız ile aileniz ve dostlannızla olan ilişkileriniz de yaklaşımınızı belirlemede bir akıl verebilir.
Teşhis konulduktan hemencecik sonra, halk müziği başlıca şoka girerler. Geçici olarak, sorunlarla başa çıkma usullerinin artık işe yaramadığını düşünür ve ne yapacaklannı bilemeyerek üzüntü, endişe, korku gibi karmakarışık duygular içine girerler. Sonunda bu kriz safhası geçer ve bu durumu nasıl hayatlarının bir parçası haline getirebileceklerini düşünmeye başlarlar. Bu noktada sürekli uyarı gerektiren daha uzun vadeli zorluklar ortaya çıkabilir.
Tanıyı anlamak
İnsanlann afiyet konusunda olduğu gibi, hastalık adaletkında da bazı inançlan vardır. Psikologlar bu inançların belli bir model izlediğini göstermişlerdir: (1) Teşhis ve belirtiler hakkındaki inançlar (2) Hastalığın ciddiyeti hakkındaki inançlar (3) Ne dek uzun süreceği konusundaki inançlar (4) Hastalığa neyin niçin olduğuna dair inançlar (5) Çare edilip edilemeyeceğine veya tıbbi müdahale gerektirip gerektirmediğine dair inançlar.
İnsanlann rahatsızlık hakkında sahip olduklan inançlardan özellikle ikisi, uzun dönemli olarak alışma sürecinin nasıl seyredeceğini belirleyecektir: Hastalığın nedeni konusundafakat (Neden oldu?) ve yoklama altına alınıp alınamayacağı hakkındaki inançlar (üatesinden gelmek için ne yapabilirim?).
Neden oldu?
Fazla sayıda analist, akut ya da kronik hastalıklan olan kişilerin, bu hastalığa nasıl yakalandıkları konusunda kendilerince bir takım görüşler geliştirdiklerini ileri sürer. Diyabet gibi kronik hastalıklar söz konusu olduğunda sahip olunan inançlar arasında ilahi takdir, gerginlik, maddesel yaralanma, hastalığa sebep olan bakteriler gibi nedenler bulunmaktadır. İnsanın bundan ötürü birisini suçlayıp suçlama-dığı, eğer böyle bir düşüncesi varsa kabahati kimde bulduğu oldukça önemlidir. Bu konuda kendisini mi, başka bir kişiyi mi, çevreyi mi suçlamaktadır?
Araştırmacılar, hastalığını kontrol altına alabileceğini düşünen kişilerle bu konuda ümitsiz olanlan karşılaştırdılar. Yoklama hissi, olumlu bir bakış açısı geliştirme, yeme alışkanlıklarını değiştirme, bilgi edinme ve oluşabilecek herhangi bir emrindeki etkiyi önlemeye karşın tedbirler alma gibi olumlu tesirlerin oluşmasını sağladı.
Başa çıkma yöntemleri
Diyabet tanısıyla başa çıkmak, sahiden hayatın içinde karşılaştığımız gerginlik verici diğer bir olayla mücadele etmeye aynı. Incelemeler, başa çıkmak için çaba bakışnin, bu kronik hastalığa “korkutma edici” ya da “zorlama” gibi bir değerinde biçmekle başladığını ortaya koymuştur. Peki hangi yöntemler hastalığa psikolojik olarak iyi hazırlanmayı kolaylaştırmaktadır? Araştırmalara tarafından, çekinceli bir başa çıkma yöntemi, psikolojik sıkıntıya yol açtığı için hastalığa karşısında olumsuz tepkiler geliştirilmesine niçin olmaktadır. Bu durumda, hastalığı unutmaya alıştırma, “ne olursa olsun” diyerek tepki verme, dingin kabullenme, insanlardan kaçma, başkalannı ya da kendini suçlama gibi olumsuz yaklaşımlar da ortaya çıkabilir.
Kronik hastalıklarda, kişinin problemden kendini sorumlu tutması oldukça sık görülen bir durumdur. Halk Müziği çoğunlukla diyabete kendilerinin sebep olduklannı düşünürler. Bir açıdan haklıdırlar da. Sigara içmek, kötü beslenmek, egzersiz yapmamak gibi davranışlar kimi hastalıklara davetiye çıkarabilir. Fakat insanın kendini suçlamasının iyileşmesine ne gibi bir yararı olabilir? Bir Takım araştırmacılar, kendini kınamanın depresyona sebep olacağını belirtmektedirler. Kendilerini suçlayan bireyler, bu durumu önlemek için sürekli ne yapıp ne yapmamaları gerektiğini düşündükleri için, şeker hastalığı olmayı kolay basit kabullenemezler. Öteki yandan, kendini suçlamanın duruma uyma etmeyi kolaylaştıran bir tarafı da vardır. Kişinin, yakalandığı hastalığın kendi hatası olduğunu düşünmesi, birçok vakit bunu denetleme altına elde etmek için gereken çabayı göstermesini sağlamaktadır. Bu tür duygular, hastalıkla uzlaşma yoluna dönüşmektedir. sonuç olarak, kendini itham davranışı, bir takım durumlarda hastalığa uygunluk ettirici bir özelliğe sahipken, bazen de tersine tesir gösterir.
Hastalığın nedenini iyi anlamak ve muhtemel etkileri kavramak, duruma belli bir kasıt kazandırır. Bu da, diyabetle başa çıkma ve ona armoni sağlama sürecine muavin olur.
İnsanın yaşadığı bir sorunu inkâr etmesi görülmedik bir koşul değildir. Açık belirtilere rağmen, hastalığınızı ilk öğrendiğinizde bunu inkâr etme yoluna gidebilirsiniz. İnkâr tepkisi özellikle diyabet söz konusu olduğunda daha tehlikeli ülkü kazanç, çünkü durumunu kabullenmeyen kişi tedavi için gerekenleri yapmaz. Vaktinde denetim altına alınmayan şeker hastalığı ise, kısa ve uzun vadeli komplikasyonlara niçin olabilir.
İnkâr yoluna giden kişiler, bunu bambaşka şekillerde ortaya koyabilirler. Bazıları tedavinin gerekliliğini bütün olarak inkardederler. Böyle bir durumda, diyabetin denetim altına alınabilmesi ayrıntılarıyla zorlaşır. Bir Takım kişiler ise, tedavinin bir takım kısımlarını görmezden gelirken, diğerlerine uymakta sakınca görmezler. Mesela, ilaçlarını alır fakat uygun olarak beslenmezler. bundan başka, belirtilerin ya da diyabetle ilişkili kompli-kasyonlann ilerlediğini inkâr edenler vardır. Mesela, bulanık görmeye başlayan biri, bunu doktoruna söylemez. Bu tavır, doktorun daha önemli bir sorunu teşhis etmesini geciktirmeye karşın bir teşebbüs olabilir.
Ne var oysa inkâr, bir tutam koruyucu işleve de sahiptir. Mesela, tam konulmasından hemencecik daha sonra, kişinin aleyhindelaştığı sorunlarla başa çıkma yetisinin en düşük olduğu bir dönemde yaşadığı stresi azaltır. Kişi durumunu kabullenmediği için yoğun bir stres içine girmez. İnkâr aynca hastalığın hoşa gitmeyen belirtilerini ve tedavinin emrindeki etkilerini azaltmaya da asistan olur. Bireyin hastalığa alışana ve bunun getirdiği kısıtlamalara daha gerçekçi tepkiler verebilecek duruma gelene değin hissedebileceği nefret ve endişeyi maskeler.
sonuç olarak inkâr, insanların birincil anda verdikleri yoğun duygusal tepkilerin şiddetini azaltabilir. Ama ilerleyen dönemlerde, kişinin tedavide gerekli inisiyatifi göstermesine ya da yükümlülük almasına engel olabilir.
Üzüntü
* Çok korkuyorum. Bir türlü refah duyamıyorum. Bununla başa çıkabileceğimi hissedemiyorum.
* Defalarca fena bir şeyler olacak diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Kendimi fazla aciz hissediyorum.
Tanıdan hemencecik sonradan görülen tepkilerden biri de endişedir. Endişe, doğası gereği bıkkınlık verici olmasının yanı sıra, kişinin adi işlevlerini yerine getirmesini de engeller. Evhamlı kişiler, henüz tedavi başlamadan şehvetli açıdan yıpranabilirler. Endişe düzeyi yüksek diyabetliler, kan şekeri seviyelerini iyi bir şekilde teftiş aşağıda tutamadıklarını ve belirtilerin arttığını ifade etmişlerdir.
Muayene sonuçlarını beklerken, teşhis konulması esnasında, tıbbi işlemler gerçekleştirilirken ve tabi etkilerin ortaya çıktığı sırada endişe en yüksek seviyededir. Endişe aynca, insanların hastalıkları nedeniyle yaşam tarzlarını değiştirmeleri gerektiğini anladıklarında, bundan böyle doktora bağımlı olarak yaşayacaklarını hissettiklerinde veya rahatsızlık adaletkında pozitif bilgileri olmadığında artar.
Tanıyla birlikte ortaya meydana çıkan üzüntü, vakit içerisinde azalabilirken; olası komplikasyonlar ve bunların meslek ve sosyal yaşam üzerindeki etkilerini göz önünde bulundurmak endişe düzeyini bitmiş arttırabilir.
Rahatlama
* Allak Bullak çok büyük bir rahatlama hissettiğimi hatırlıyorum. Sonunda bunca aydır neden bu dek keyifsiz olduğumu anlamıştım. Neler olduğunu öğrenmek ve birilerinin sorunumu anlaması bana rahat verdi.
*Teşhisi duyduğumda rahatladım açık konuşmak gerekirse. Artık hastalığımın adı konmuştu ve bir şeyler inşalabilirdi.»
*Bir Takım halk şeker hastalığı teşhisiyle birlikte rahatlama hissederler. Rahatlamanın sebebi, bir sorunları olduğunu fark etmelerine karşın, bunun niçin kaynaklandığını bilemedikleri dönemi geride bırakmış olmalarıdır. Kendilerinde bir süredir bir takım şansın dönmesi hisseden kişiler, tanıyla birlikte, dürüst çare uygulandığı takdirde iyileşebileceklerini düşünerek rahatlarlar. Rahatsızlıklarının “psikolojik” olduğunu düşünen kişiler de, böylece kendilerini neden iyi hissetmediklerini anlamakta ve ruhsal bir problem yaşamadıklarına kanaat getirmektedirler.
Bunalım
Kendimi fazla mutsuz ve çaresiz hissediyorum. Hayatımda çoğu değişiklik yapmam gerekiyor. Gelecekten ve diyabete tabi sonuçlardan korkuyorum.
*Ben ne işe yarıyorum fakat? Ne kendime ne de çevremdekilere bir yararım var. Kendimi işe yaramaz biri olarak görüyorum.
Yukarıdaki ifadeler, depresyona giren diyabetlilerin sözleridir. Diyabeti olan kişilerde depresyona tesadüf olasılığı, genel nüfustan üç kat fazladır. Diyabetli kişilerin en düşük % 15′inde depresif belirtiler görülmektedir. Bunalım ruh sağlığının yanı sıra, keza yetişkinlerde keza de çocuklarda, kendi kendini yöneticilik etme yetisini ve kan şekeri düzeyini teftiş altına alma azmini olumsuz yönde etkilemektedir. Ne var ancak, genel olarak diyabetli kişilerin yaşamakta oldukları depresyon görmezden gelinir.

Diyabet hastalarının sosyal yaşamı bu rahatsızlıkla birlikte değiştiği için bu durumdan olumsuz etkilenebilirler. Önemli olan bu hastalıkla yaşamaya çalışarak adapte olmak diye düşünüyorum.
YanıtlaSil