Medikal Saglık ve Hastalıklar Saglık vede Fıtness uzreine bir blog.

Cumartesi, Mayıs 14, 2016

Diyabetin psikolojik sonuçları nelerdir?






Diyabet olduğunuzu öğrendiğinizde kendinizi nasıl hissettiniz?
Duygularınız fazla inişli çıkışlı olabilir. Tabii ki nasıl tep­ancak verdiğiniz, bir ölçüde olayların ne dek ani geliştiğine bağlıdır, oysa tanıya ve diyabetle yaşamaya verdiğiniz tepkileri etkileyen böylece çok diğer faktör de bulunmaktadır. Bu faktörler, kişinin herhangi bir zamanda nasıl bir tepki vereceğinin evvelden varsayım edilmesini zorlaştırır.
Diyabet tanısı konulmadan önce sorunlarınızla nasıl başa çıkıyordunuz? genellikle teşebbüs tarzınız neydi? Ağırbaşlı mi yahut sinirli miydiniz? Israrcı mıydınız yahut ko­lay mı vazgeçiyordunuz?
Günlük hayatta karşılaştığınız sorunlan çözme tarzınız, diyabet ve tedavisine dair yaklaşımınızı belirler. Duygusal açıdan nasıl tepki vereceğiniz, yaşınızla da yakından alaka­lidir. Diyabet öncesi genel fiziksel sağlığınız ile aileniz ve dostlannızla olan ilişkileriniz de yaklaşımınızı belirlemede bir akıl verebilir.
Teşhis konulduktan hemencecik sonra, halk müziği başlıca şoka girerler. Geçici olarak, sorunlarla başa çıkma usul­lerinin artık işe yaramadığını düşünür ve ne yapacaklannı bilemeyerek üzüntü, endişe, korku gibi karmakarışık duy­gular içine girerler. Sonunda bu kriz safhası geçer ve bu durumu nasıl hayatlarının bir parçası haline getirebilecek­lerini düşünmeye başlarlar. Bu noktada sürekli uyarı ge­rektiren daha uzun vadeli zorluklar ortaya çıkabilir.


Tanıyı anlamak
İnsanlann afiyet konusunda olduğu gibi, hastalık adalet­kında da bazı inançlan vardır. Psikologlar bu inançların belli bir model izlediğini göstermişlerdir: (1) Teşhis ve belir­tiler hakkındaki inançlar (2) Hastalığın ciddiyeti hakkın­daki inançlar (3) Ne dek uzun süreceği konusundaki inançlar (4) Hastalığa neyin niçin olduğuna dair inançlar (5) Çare edilip edilemeyeceğine veya tıbbi müdahale ge­rektirip gerektirmediğine dair inançlar.
İnsanlann rahatsızlık hakkında sahip olduklan inançlardan özellikle ikisi, uzun dönemli olarak alışma sürecinin nasıl seyredeceğini belirleyecektir: Hastalığın nedeni konusunda­fakat (Neden oldu?) ve yoklama altına alınıp alınamayacağı hakkındaki inançlar (üatesinden gelmek için ne yapabilirim?).


Neden oldu?
Fazla sayıda analist, akut ya da kronik hastalıklan olan kişilerin, bu hastalığa nasıl yakalandıkları konusunda kendilerince bir takım görüşler geliştirdiklerini ileri sürer. Di­yabet gibi kronik hastalıklar söz konusu olduğunda sahip olunan inançlar arasında ilahi takdir, gerginlik, maddesel yara­lanma, hastalığa sebep olan bakteriler gibi nedenler bulun­maktadır. İnsanın bundan ötürü birisini suçlayıp suçlama-dığı, eğer böyle bir düşüncesi varsa kabahati kimde buldu­ğu oldukça önemlidir. Bu konuda kendisini mi, başka bir kişiyi mi, çevreyi mi suçlamaktadır?
Araştırmacılar, hastalığını kontrol altına alabileceğini düşünen kişilerle bu konuda ümitsiz olanlan karşılaştırdı­lar. Yoklama hissi, olumlu bir bakış açısı geliştirme, yeme alışkanlıklarını değiştirme, bilgi edinme ve oluşabilecek herhangi bir emrindeki etkiyi önlemeye karşın tedbirler alma gi­bi olumlu tesirlerin oluşmasını sağladı.


Başa çıkma yöntemleri
Diyabet tanısıyla başa çıkmak, sahiden hayatın içinde karşılaştığımız gerginlik verici diğer bir olayla mücadele etme­ye aynı. Incelemeler, başa çıkmak için çaba bakış­nin, bu kronik hastalığa “korkutma edici” ya da “zorlama” gibi bir değerinde biçmekle başladığını ortaya koymuştur. Peki hangi yöntemler hastalığa psikolojik olarak iyi hazırlanmayı ko­laylaştırmaktadır? Araştırmalara tarafından, çekinceli bir başa çıkma yöntemi, psikolojik sıkıntıya yol açtığı için hastalı­ğa karşısında olumsuz tepkiler geliştirilmesine niçin olmakta­dır. Bu durumda, hastalığı unutmaya alıştırma, “ne olursa olsun” diyerek tepki verme, dingin kabullenme, insanlardan kaçma, başkalannı ya da kendini suçlama gibi olumsuz yaklaşımlar da ortaya çıkabilir.
Kronik hastalıklarda, kişinin problemden kendini so­rumlu tutması oldukça sık görülen bir durumdur. Halk Müziği çoğunlukla diyabete kendilerinin sebep olduklannı düşünür­ler. Bir açıdan haklıdırlar da. Sigara içmek, kötü beslen­mek, egzersiz yapmamak gibi davranışlar kimi hastalıkla­ra davetiye çıkarabilir. Fakat insanın kendini suçlamasının iyileşmesine ne gibi bir yararı olabilir? Bir Takım araştırmacılar, kendini kınamanın depresyona sebep olacağını belirtmek­tedirler. Kendilerini suçlayan bireyler, bu durumu önlemek için sürekli ne yapıp ne yapmamaları gerektiğini düşün­dükleri için, şeker hastalığı olmayı kolay basit kabullenemezler. Öteki yandan, kendini suçlamanın duruma uyma etmeyi kolaylaştıran bir tarafı da vardır. Kişinin, yakalandığı has­talığın kendi hatası olduğunu düşünmesi, birçok vakit bu­nu denetleme altına elde etmek için gereken çabayı göstermesini sağlamaktadır. Bu tür duygular, hastalıkla uzlaşma yoluna dönüşmektedir. sonuç olarak, kendini itham davranışı, bir takım durumlarda hastalığa uygunluk ettirici bir özelliğe sahip­ken, bazen de tersine tesir gösterir.
Hastalığın nedenini iyi anlamak ve muhtemel etkileri kavra­mak, duruma belli bir kasıt kazandırır. Bu da, diyabetle başa çıkma ve ona armoni sağlama sürecine muavin olur.
İnsanın yaşadığı bir sorunu inkâr etmesi görülmedik bir koşul değildir. Açık belirtilere rağmen, hastalığınızı ilk öğ­rendiğinizde bunu inkâr etme yoluna gidebilirsiniz. İnkâr tepkisi özellikle diyabet söz konusu olduğunda daha tehlikeli ülkü kazanç, çünkü durumunu kabullenmeyen kişi tedavi için gerekenleri yapmaz. Vaktinde denetim altına alın­mayan şeker hastalığı ise, kısa ve uzun vadeli komplikasyonlara niçin olabilir.
İnkâr yoluna giden kişiler, bunu bambaşka şekillerde ortaya koyabilirler. Bazıları tedavinin gerekliliğini bütün olarak inkar­dederler. Böyle bir durumda, diyabetin denetim altına alına­bilmesi ayrıntılarıyla zorlaşır. Bir Takım kişiler ise, tedavinin bir takım kısım­larını görmezden gelirken, diğerlerine uymakta sakınca görmezler. Mesela, ilaçlarını alır fakat uygun olarak bes­lenmezler. bundan başka, belirtilerin ya da diyabetle ilişkili kompli-kasyonlann ilerlediğini inkâr edenler vardır. Mesela, bu­lanık görmeye başlayan biri, bunu doktoruna söylemez. Bu tavır, doktorun daha önemli bir sorunu teşhis etme­sini geciktirmeye karşın bir teşebbüs olabilir.
Ne var oysa inkâr, bir tutam koruyucu işleve de sahiptir. Mesela, tam konulmasından hemencecik daha sonra, kişinin aleyhinde­laştığı sorunlarla başa çıkma yetisinin en düşük olduğu bir dö­nemde yaşadığı stresi azaltır. Kişi durumunu kabullenme­diği için yoğun bir stres içine girmez. İnkâr aynca hastalı­ğın hoşa gitmeyen belirtilerini ve tedavinin emrindeki etkilerini azaltmaya da asistan olur. Bireyin hastalığa alışana ve bunun getirdiği kısıtlamalara daha gerçekçi tepkiler verebi­lecek duruma gelene değin hissedebileceği nefret ve endi­şeyi maskeler.
sonuç olarak inkâr, insanların birincil anda verdikleri yo­ğun duygusal tepkilerin şiddetini azaltabilir. Ama ilerleyen dönemlerde, kişinin tedavide gerekli inisiyatifi göster­mesine ya da yükümlülük almasına engel olabilir.


Üzüntü
* Çok korkuyorum. Bir türlü refah duyamıyorum. Bununla başa çıkabileceğimi hissedemiyorum.
* Defalarca fena bir şeyler olacak diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Kendimi fazla aciz hissediyo­rum.
Tanıdan hemencecik sonradan görülen tepkilerden biri de endi­şedir. Endişe, doğası gereği bıkkınlık verici olmasının yanı sı­ra, kişinin adi işlevlerini yerine getirmesini de engeller. Evhamlı kişiler, henüz tedavi başlamadan şehvetli açıdan yıpranabilirler. Endişe düzeyi yüksek diyabetliler, kan şe­keri seviyelerini iyi bir şekilde teftiş aşağıda tutamadıkla­rını ve belirtilerin arttığını ifade etmişlerdir.
Muayene sonuçlarını beklerken, teşhis konulması esnasın­da, tıbbi işlemler gerçekleştirilirken ve tabi etkilerin ortaya çıktığı sırada endişe en yüksek seviyededir. Endişe aynca, insanların hastalıkları nedeniyle yaşam tarzlarını değiştir­meleri gerektiğini anladıklarında, bundan böyle doktora bağımlı olarak yaşayacaklarını hissettiklerinde veya rahatsızlık adalet­kında pozitif bilgileri olmadığında artar.
Tanıyla birlikte ortaya meydana çıkan üzüntü, vakit içerisinde azalabilirken; olası komplikasyonlar ve bunların meslek ve sos­yal yaşam üzerindeki etkilerini göz önünde bulundurmak endişe düzeyini bitmiş arttırabilir.

Rahatlama
* Allak Bullak çok büyük bir rahatlama hisset­tiğimi hatırlıyorum. Sonunda bunca aydır neden bu dek keyifsiz olduğumu anlamıştım. Neler ol­duğunu öğrenmek ve birilerinin sorunumu anla­ması bana rahat verdi.
*Teşhisi duyduğumda rahatladım açık konuşmak gerekirse. Ar­tık hastalığımın adı konmuştu ve bir şeyler inşa­labilirdi.»
*Bir Takım halk şeker hastalığı teşhisiyle birlikte rahatlama his­sederler. Rahatlamanın sebebi, bir sorunları olduğunu fark etmelerine karşın, bunun niçin kaynaklandığını bileme­dikleri dönemi geride bırakmış olmalarıdır. Kendilerinde bir süredir bir takım şansın dönmesi hisseden kişiler, tanıyla birlikte, dürüst çare uygulandığı takdirde iyileşebileceklerini dü­şünerek rahatlarlar. Rahatsızlıklarının “psikolojik” olduğu­nu düşünen kişiler de, böylece kendilerini neden iyi hisset­mediklerini anlamakta ve ruhsal bir problem yaşamadıkla­rına kanaat getirmektedirler.

Bunalım
Kendimi fazla mutsuz ve çaresiz hissediyorum. Hayatımda çoğu değişiklik yapmam gerekiyor. Gelecekten ve diyabete tabi sonuçlardan korkuyorum.
*Ben ne işe yarıyorum fakat? Ne kendime ne de çevremdekilere bir yararım var. Kendimi işe yara­maz biri olarak görüyorum.
Yukarıdaki ifadeler, depresyona giren diyabetlilerin sözleridir. Diyabeti olan kişilerde depresyona tesadüf ola­sılığı, genel nüfustan üç kat fazladır. Diyabetli kişilerin en düşük % 15′inde depresif belirtiler görülmektedir. Bunalım ruh sağlığının yanı sıra, keza yetişkinlerde keza de çocuk­larda, kendi kendini yöneticilik etme yetisini ve kan şekeri dü­zeyini teftiş altına alma azmini olumsuz yönde etkile­mektedir. Ne var ancak, genel olarak diyabetli kişilerin yaşamak­ta oldukları depresyon görmezden gelinir.


1 yorum:

  1. Diyabet hastalarının sosyal yaşamı bu rahatsızlıkla birlikte değiştiği için bu durumdan olumsuz etkilenebilirler. Önemli olan bu hastalıkla yaşamaya çalışarak adapte olmak diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil

Sosyal Ağlar

Twitter Facebook Google Plus LinkedIn RSS Feed Email Pinterest

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

İLARİS MEDİKAL. Blogger tarafından desteklenmektedir.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Yandex

Yandex.Metrica

Kategoriler

Copyright © İLARİS MEDİKAL | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com